Sumgait – Şubat 27-29, 1988: Karabağ güncesi; Yeşil ve Siyah

5833

Sonya Hakobyan, Azerbaycan’ın Sumgait kentindeki katliamlardan üç gün önce yeni konutuna taşınmıştı. Hazar Denizi kıyısına serpilmiş olan işçi şehrinde ne kadar Ermeni’nin yaşadığının farkına ancak Ermeni katliamları günlerinde varacaktı. O ve ailesi, yaklaşık beş bin Ermeni’yle birlikte katliamcılardan kaçarak, Lenin meydanı yakınındaki kültür sarayının devasa binasında bahriyelilerin korumasına sığınmışlardı.

Sumgait, milli konularda talepleri olan diğer Sovyetler Birliği halkları için “zalim bir ders” mahiyetindeydi. “Gelip bizi evlerimizden sürebilecekleri aklımızdan geçmezdi. Ben ve eşim fabrikalarda çalışıp 12 yıl boyunca konut elde etmeyi bekliyorduk, nihayet, üç odalı konutumuza sahip olduk ve sadece üç gün yaşadık orada. Şimdi, bizim evimizde, Ermenistan’ın Amasya bölgesinden gitmiş bir Azerbaycanlı aile yaşıyor”,- diyor Sonya. O da, onlarca Sumgaitli gibi ailece Muğni köyünde yaşamaktadır.

Kremlin görevlilerinden Grigori Kharçenko, katliamlar başladıktan üç gün sonra Sumgait’teydi. Korkunç görüntülerin haricinde onun için en sarsıcı durum Ermenilerin Ermenistan’a değil, Rusya’ya gitmek istemeleriydi. “Konuştuğumuz hiç kimse Ermenistan’a gitmek istemiyordu. Rusya’nın Krasnodar, Stavropol veya Rostov bölgelerine gitmek istiyorlardı. “Ermenistan’da bizi kimse istemez, onlar bizi hakiki Ermeni olarak kabul etmezler, biz hakiki Ermeni değiliz”, -diyorlardı.

Köken itibarıyla genelde Karabağlı olan Sumgaitli Ermenilerin çok azı Karabağ’a veya Ermenistan’a yerleşti. Lida Aleksanyan bu azınlığa ait. Katliam günlerinde, o sırada askerlik görevini ifa eden oğlunun Azerbaycanlı arkadaşları tarafından korunduklarını belirtmektedir. “Oğlum Almanya’da askerlik yapmaktaydı. Katliamlardan sonra eşimle birlikte askerlik şubesine gittik ve Yerevan’a taşınacağımızı, oğluma, Sumgait’e dönmemesini bildirmelerini rica ettik. Hayır, dediler, Ermeniler doğdukları yere dönmeli. Böylece, katliamlardan sonra 10 ay bekledik. Kasımda oğlum askerden döndü ve ertesi günü Ermenistan’a geldik. Daha sonra iki oğlum da Rusya’ya gitti”.

Samvel Şahmuradyan, 1988 baharında, Sumgait’ten hayatta kalanlardan onlarca anı derlemiştir. Bazı Azerbaycanlı yazarlar, Sumgait Ermenilerine yönelik cinayetleri, sözde Ermenistan’ın Kapan bölgesinden göç etmiş olan Azerbaycanlıların işlediğini iddia etmektedir. Katliamcılar arasında daha önceden Ermenistan’dan uzaklaşmış olan Azerbaycanlıların bulunmuş olması mümkündür. Kesin olan şu ki, mahkemeye çıkartılan 80’in üzerinde Azerbaycanlıdan hiçbiri Kapanlı değildi. Katliamcılar, cinayetlerini haklı çıkarmak için “Kapan” adını hemen-hemen hiç kullanmadı, fakat saldırganlığı teşvik etmek amacıyla kullanmışlardı.

Ermeni karısıyla Sumgait’te yaşayan Gürcü Konstantin Pkhakadze, daha 21 Şubatta Azerbaycanlı bir arkadaşından bir hafta sonra Ermeni karşıtı bir gösteri olacağını duyduğunu, fakat gülüp geçtiğini anlatmaktadır. Pkhakadze, 26 Şubat akşamı Lenin meydanında onlarca kişinin toplanmış olduğunu görür. Bunlardan biri, adını ve soyadını söylemeden, diğer soydaşlarıyla birlikte Kapan’dan kaçmış olduğunu, Ermenilerin orada kendi ve karısının akrabalarını öldürmüş olduklarını anlatır. “Biz Kapan’dan kaçtık”, -diyordu gösterinin tertipleyicisi uzun yüzlü, ince bıyıklı bir Azerbaycanlı, orda toplanmış olanlara. Ertesi günü bu hikâyelere yenileri eklenmişti. Ermeniler sözde Kapan’da Azerbaycanlı kızlara tecavüz etmiş, göğüslerini kesmişlerdi. Kendisini Kapanlı olarak takdim edin Azerbaycanlı, sözlerini şöyle bitiriyordu “Ermeniler, defolun Azerbaycan topraklarında, Ermenilere ölüm”.

Sumgait politbürosunun ikinci sekreteri Bayramova, 27 Şubat öğleden sonra mitinge katılanlara seslenir “Ermenileri öldürmeye gerek yok. Gorbaçov, Karabağ’ı hiç kimsenin koparamayacağını, bölgenin Azerbaycan’a ait olduğunu ve öyle de kalacağını söyledi. Bırakın Ermeniler Azerbaycan’dan serbestçe uzaklaşsınlar, onlara gitme imkânı verin”.
Sumgait Ermenileriyle yapılan konuşmalardan, Ermenilerin Karabağ’ı talep ettiklerinden dolayı güruhun vahşete başvurduğunu öğreniyoruz. Kısa sürede Karabağ da ikinci plana atılmıştı. Onlarca kişiden oluşan çeteler, yaptırımsızlık şartları altında, evlerine ve mal varlıklarına el koymak amacıyla Ermenileri öldürüyor ve soyuyordu.

Vladimir Grigoryan anlatıyor. “Pencereden baktım, Lenin meydanında gösteri vardı. Bir şey duyulmuyordu, pencereyi açtım. Şöyle diyorlardı, ‘sakin olun, Karabağ’ı Ermenilere vermeyeceğiz, Karabağ bizimdir’. Bir başkası da, ‘Ermeniler Karabağ’da iki Azerbaycanlı öldürmüş, biri 16, diğeri 22 yaşında’”. Karısı Marina, Katusev’in sözlerinden sonra Azerbaycanlıların daha öfkelendiklerini ekliyor.

Bakû’de bulunan SSCB askeri savcısı Aleksander Katusev 27 Şubatta Azerbaycan televizyonundan, beş gün önce Askeran’da iki gencin öldürülmüş olduğunu, öldürülenlerin Azerbaycanlı soyadlarını vurgulayarak açıklamıştı. Bu haber, Ermenileri öldürüp mallarını talan etmeye hazır olan güruhu daha da öfkelendirir.

Şubat ayının son üç gününde Sumgait’te düzenlenen Ermeni katliamları sonucunda 29 Ermeni ve 6 Azerbaycanlı öldürülür, yaklaşık 400 kişi, büyük çoğunluğu Ermeni olmak üzere, farklı derecede yaralanır. Şehrin 18 bin Ermeni ahalisi kaçak durumuna düşer. Altı Azerbaycanlı büyük bir ihtimalle Hazar deniz güçlerine ait bahriyeli ve çıkartma kuvvetlerinin, Sumgait otogarında toplanmış olan genç katliamcılara karşı hareket gerçekleştirdikleri zaman öldürülmüştür. Fakat bu olay artık 29 Şubat akşamı, Ermeni katliamlarının sonuna doğruydu.

Azerbaycanlılara yönelik bu karşı hareket, büyük bir ihtimalle Sumgait katliamına enternasyonal bir hava vermek için yapılmıştır.Katliamcıların, standart ölçülerde demir çubuklarla silahlanmış ve ellerinde Ermenilerin adreslerinin olması bu katliamın önceden planlanmış olduğunu göstermektedir. Diğer taraftan, bazı sıradan Azerbaycanlılar evlerinde Ermenileri saklamış olmasaydı, ölü ve yaralıların sayısı birkaç misli daha fazla olacaktı. Sovyet orduları sadece 29 Şubatın öğleden sonrasında müdahale etme ve silah kullanma emri almış ve terörize edilmiş binlerce Ermeni’yi katliamdan kurtarmıştır.

28 Şubatta, Moskova’daki “Zaman” haber programı tarafından Ermeni katliamları “serserilerin yaptığı olaylar” olarak tanımlanmaktaydı. Ertesi gün Gorbaçov, Politbüro oturumunda Sovyet üst düzey yöneticilerine brifing vermekteydi, “Yarım milyonun üzerinde insan Yerevan sokaklarına dökülmüştü. Dağlık Karabağ’da Azerbaycanlılar ve Ermeniler arasında çatışma oldu ve iki kişi öldü. Yerevan’da el ilanları dağıtılıyordu, ‘Ermeniler, gösterilere son verin, silahlanın ve Türklere baskı uygulayın’ diye. Şunu söylemeliyim ki Yerevan sokaklarında yarım milyon insan varken Ermenilerin disiplini çok yüksekti, Sovyet karşıtı hiçbir şey olmadı. Sadece radikaller kendi kaderini tayin etme sloganı atıyorlardı. Tüm konuşmalarda Dağlık Karabağ’ı Ermenistan’a birleştirme konusu işlenmekteydi. Ermenistan’dan bazı Azerbaycanlı ailelerin kaçması konusu var. Kapitanov’un raporuna göre 55 kişi gitmiş, Razumovski ise 200 diyor”.

Savunma bakanı Dimitri Yazov, şehirde vuku bulan korkunç olaylar üzerine Sumgait’te sıkıyönetim ilân etmeyi önermekteydi, “İki kadının göğüslerini, birinin ise kafasını kesmişler, küçük bir kızın derisini yüzmüşlerdi. İşte böylesine bir vahşet”.

Kharçenko ve SSCB’nin KGB lideri yardımcısı Filip Bobkov, 28 Şubatta Bakû’den Sumgait’e gelip vahşeti kendi gözleriyle gören ilk Moskova’lı devlet görevlileriydi. Kharçenko, ordunun Sumgait’te topu-topu üç saat geciktiğine dair Gorbaçov’un savunmasını kabul etmez. Bütün bir gün gecikmişlerdi. “Fotoğrafları göstermek istemiyorum. İmha ettim. Fakat kendi gözlerimle parçalanmış cesetler gördüm, cesetlerden biri baltayla tamamıyla parçalanmıştı, elleri ayakları kesilmişti, vücuttan neredeyse bir şey kalmamıştı. Oradakiler yerlerden dökülmüş olan yaprakları toplayıp cesetlerin üzerine yığıyor, yakınlardaki arabalardan benzin çekip yakıyorlardı. Korkunç cesetlerdi”.

Sovyetler Birliği’nin on yıllar süren tarihi, kanlı olaylarla doludur, fakat Sumgait’te yaşananların benzeri olmamıştı. Birincisi, katliamlar barış zamanında vuku bulmuştu. İkincisi, katliam siyasi değil etnik sebepliydi. Üçüncüsü, bir yıl sonra Tiflis’te olduğu gibi, katliamlar Sovyetlerin merkezi ve cumhuriyet yöneticileri tarafından düzenlenmemiş, yöneticilerin pasif duruşları, işçi sınıfının -ki Gorbaçov’un beklentisine göre toplumsal düzen sağlayan unsur olacaktı,- katliam düzenlemesine imkân sağlamıştı.

Yazov, Politbüronun oturumunda “Sumgait’te sıkıyönetim ilan etmek gerekir” diye üsteliyordu. “Sokağa çıkma yasağı”, -öneriyordu Gorbaçov. Yazov inat ediyordu “Orduyu şehre sokup düzeni sağlamak lazım”.

Pkhakadze’nin anlattığına istinaden, Sumgait Komünist Partisi’nin Merkez Komitesi önderi Cahangir Muslimzade 27 Şubatta Bayramova’nın yerine geçmişti. Kendisini Kapanlı olarak gösteren Azerbaycanlı, Ermenilerin zalimliği konusundaki iddialarını tekrarlamış, kendi ve karısının akrabalarının sözde öldürülmüş ve öğrenci yurdunda Azerbaycanlı kızlara tecavüz edildiğini anlatmıştır. Daha sonra mikrofonu alan Muslimzade, “Kardeşler, Ermenilerin serbestçe gitmelerine izin vermeliyiz”, -demiştir.

Azerbaycanlı bilim adamı ve siyasetçi Zarduşt Alizade, 27 Şubatta Bağirov ve başbakan Seidov’un Sumgait’e gittiklerini yazmaktadır. “Şehir ahalisi ve mültecilerle konuştular. Fakat ne diyebilirlerdi ki? Hakarete, aşağılanmaya uğramış ve vatanından sürülmüş olan insanların ağlaması sızlaması liderlerin sesini örttü. Derneğin arka kapısından çıkıp kelimenin tam manasıyla Bakû’ye kaçtılar”. Alizade şöyle devam etmektedir. “28 Şubatta Muslimzade o lanet mitinge gitti. Söz aldı ve Dağlık Karabağ’ı hiçbir zaman Ermenilere vermeyeceklerini, endişe edecek bir şey olmadığını söyledi. SSCB Anayasasının 78. maddesini ihlal edip Dağlık Karabağ’ı koparmaya kalktıkları takdirde kendisinin de göstericilere katılacağını söyledi. Hemen orda eline Azerbaycan bayrağı tutuşturdular ve halkla birlikte nasıl mitinge gideceğini göstermesini talep ettiler. Elinde Azerbaycan bayrağı ve öfkeli, haykıran kalabalık tarafından çevrelenmiş bir şekilde tek başına kalan Muslimzade, güruhun iradesine tabi oldu ve onlarla birlikte götürdükleri yere gitti. Topluluk Muslimzade’nin önderliğinde yola çıkar çıkmaz katliamcıların önceden hazırlanmış olan grupları, ellerinde demir çubuklar olmak üzere, şehrin farklı yönlerine koşarak Ermenilerin konutlarını soymaya başladılar”.

Sovyet Ermenistan yöneticileri, Sumgait vahşetini katliamdan üç buçuk ay sonra telin etti. Azerbaycan’ın Komünist yöneticileri Mart ayında “Derin teessür ve samimi üzüntüyle Sumgait’te vuku bulmuş olan olaylar sonucunda hayatını kaybetmiş olanların aileleri, akrabaları ve yakınlarına taziyetlerini bildirmektedir”, -diye bir bildiri yayınladı.

Kafkasya Müslümanlarının ruhani önderi Şeyhülislam Allahşükür Paşazade’nin temsilcileri 12 Mart’ta Baş Makam’ı ziyaret ederek Tüm Ermenilerin Katolikosu’na, dini önderlerinin Sumgait faciasıyla ilgili acı ve üzüntü mesajını iletir.

Enternasyonal olarak kabul edilen Sumgait şehrinde katliam, şiddet, tecavüz ve farklı suçlardan, yaklaşık 90 suçlu değişik Sovyet şehirlerinde mahkeme önüne çıktı. Sadece biri en yüksek limit olan idam cezasına çarptırıldı. Sovyet adaleti, dava boyunca, cinayetlerin milli yanının ön plana çıkmaması ve bu konuya değinilmemesi için her şeyi yapmaktaydı. Katliamcılardan bazılarının Azerbaycanlı olmadığı konusundaki iddialar bu işe yaramaktaydı.

Tatul Hakobyan’ın Karabağ güncesi; Yeşil ve Siyah kitabınden alıtı

ԹուրքերենTatul Hakobyan, yirmi yıllık gazetecilik geçmişine sahiptir. 1991 yılından itibaren yazarlıkla uğraşmaktadır. Hakobyan, Kafkasya ihtilafları ve Ermenistan’ın dış siyaseti konularında uzmanlaşmıştır. Dağlık Karabağ ve Ermenistan-Türkiye ilişkileri konularında uzman seviyesinde ayrıntılı bilgiye sahiptir. Bu kitap Türkçe yayınlanmadan önce Ermenice olarak üç defa (2008, 2010 ve 2011), Rusça (2010), İngilizce (2012) ve Arapça (2012) yayınlandı. Kitabın Türk okur tarafından daha akıcı bir şekilde okunabilmesi için, Ermenistan’ın iç siyasi sorunlarıyla ilgili bazı bölümler ve savaşla ilgili olmayan ayrıntılar tercüme esnasında kısaltılmıştır.

Paperback: 288 pages,
Language: Turkish,
2013, Yerevan, Lusakn,
ISBN 978-9939-0-0618-5.